Horlayanın Ömrü Kısalıyor

08 Eylül 2009 Yazan Tuncay  
Kategori Sağlık

Horlayanın Ömrü Kısalıyor

HORLAYANIN ÖMRÜ KISALIYOR

Horlayanın Ömrü Kısalıyor

Johns Hopkins Üniversitesi’nin son araştırması, horlamanın yaşam süresine etki ettiğini ortaya çıkardı. 8 yıl süreyle 6 bin kişi üzerinden yapılan araştırmalara göre uyku apnesi olanların erken yaşta ölme riski 2 kat fazla…

Rahat bir uykunun baş düşmanı horlamak, artık sadece çevreyi rahatsız etmekle kalmıyor, hayati önem de taşıyor. Johns Hopkins Üniversitesi’nin araştırması, horlayan insanların ortalama yaşam süresinin horlamayanlara oranla daha kısa olabileceğini ortaya çıkardı. 8 yıl boyunca, 40 yaş ve üstü 6 bin kişinin katıldığı araştırmaya göre, uyku apnesi olan erkekler risk grubunu oluşturuyor.

Zira uyku apnesi olanların erken yaşta ölme riski diğerlerinden 2 kat daha fazla. Uyku apnesi, hastanın uykusu sırasında gırtlağındaki kasların normalden fazla gevşeyerek nefes almasını engellemesiyle oluşuyor. İlerlemiş vakalarda, hastanın nefesi bir saat içerisinde 30 kez durabiliyor. Kasların normale dönmesiyle aniden nefes alan hastanın uykusu bölünüyor ve uyku kalitesi düşüyor. Bu da gün boyu yorgunluğa sebep oluyor.

Uzmanlar, araştırma süresince 1047 katılımcının uyku apnesine bağlı komplikasyonlardan hayatını kaybettiğini belirtiyor. Bunların başında da kalp krizi geliyor.
Daha önceki araştırmalar, uyku apnesinin inme, diyabet ve Alzheimer’la ilişkisi olduğunu ortaya çıkarmıştı.

Sağlık sorunlarının doğrudan apneden mi kaynaklandığı yoksa bunun varolan rahatsızlıkların bir belirtisi mi olduğuysa henüz bilinmiyor. Uzmanlar konuyla ilgili klinik deneylerin biran önce başlatılıp ölümlerin önüne gecebilecek tedavi yöntemleri bulunması gerektiğini belirtiyor.

Popularity: 1% [?]

domatesin faydaları

08 Eylül 2009 Yazan Tuncay  
Kategori Sağlık

İşte domatesin faydaları say say bitmez ama siz yinede domates yerken aklınıza bunları getirin.

Kan Basıncınızı Düşürür: Tostlarınız içine domates ekleyin. Bu meyveler (hayır yanlış yazmadık, domates meyvedir, sebze değil) kan basıncınızı düşürmeye yararlar. Hipertansiyondan şikayetçi bir grup hasta üzerinde yapılan bir araştırmada, hastaların günlük besinlerine domates eklendi. 8 hafta süren araştırmada her gün domates tüketen hastaların sistolik kan basıncınca 10 derece düştüğü ve diyastolik kan basıncı değerlerinin de 4 derece düştüğü gözlendi. Devamını oku

Popularity: 1% [?]

Unutkanlıkla baş etmenin yolları

08 Eylül 2009 Yazan Tuncay  
Kategori Sağlık

Uzmanlar, unutkanlığın önüne geçmenin çok kolay ve bunu azaltmanın insanın elinde olduğunu belirterek, “Bunların başında yeni şeyler öğrenmek geliyor, her yeni bilgi ve beceri birer hafıza egzersizidir” dedi.
Harvard Tıp Okulu Öğretim Üyesi Dr. Aoron P. Nelson, hafızayı güçlü tutmanın pek çok püf noktası olduğunu ifade ederek, temel kuralları şöyle sıralıyor: Devamını oku

Popularity: 1% [?]

Para saymak morali düzeltiyor

08 Eylül 2009 Yazan Tuncay  
Kategori Sağlık

Para saymak morali düzeltiyor
Şükretmekle değil ama para saymakla moralin düzeldiği bilimsel olrak ispatlandı

04.09.2009 10:46

Mutsuz olduğumuzda elimizdeki güzel şeyleri düşünerek şükretmemiz gerektiği hatırlatılır. Minesota Üniversitesi ve Florida Üniversitesinin birlikte yaptığı araştırma sonucunda ise daha ilginç bir öneri ortaya çıkıyor; ‘senin olması şart değil, para say moralin düzelsin!’. Araştırma iki grup üzerinde yapılmış. Bir gruba 80 adet 100 dolar, ikinci gruba ise aynı sayıda hiç bir değeri olmayan kağıt parçaları verilmiş ve saymaları istenmiş. Sayma işlemi bittikten sonra para sayanların bilgisayar oyunlarında daha çok sayı yaptığı görülmüş. Araştırmanın diğer bölümünde ise bu iki grubun parmaklarını sıcak suya sokarak bekleyebildikleri kadar beklememeleri sorulmuş. Para sayanlar daha uzun süre sıcağa dayanabilmişler. Araştırmanın son bölümünde ise gruplara psikolojik gerilim filimleri izletilmiş. Filim sonunda en az strese uğrayan grup para sayan grup olmuş. Eee boş yere dememişler ‘para sen nelere kadirsin’ diye!

Doç. Dr. Neva ÇİFTÇİOĞLU

GAZETEHABERTURK

Popularity: 1% [?]

Susuzluk, bağırsak sorunlarını artırıyor

08 Eylül 2009 Yazan Tuncay  
Kategori Sağlık

Susuzluk, bağırsak sorunlarını artırıyor
Bol bol su için..

07.09.2009 12:49

Ramazan ayında az sıvı alımının birçok sağlık probleminin yanı sıra özellikle sindirim ve boşaltım sisteminde sorunlara neden olduğu bildirildi.

Türk Gastroentroloji Derneği Bursa Şube Başkanı Prof. Dr. Faruk Memik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, insan vücudunun yüzde 70′inin sudan ibaret olduğunu anımsatarak, bu nedenle suyun insanlar için hayati önem taşıdığını söyledi.

İnsanın yemek yemeden, bitkin de olsa 25-30 güne kadar açlığa dayanabildiğini, ancak susuz sadece 4-6 gün hayatta kalabildiğini ifade eden Memik, insan vücudunun susuz olarak normal çalışmasının mümkün olmadığını bildirdi.

Kalp, dolaşım ve sindirim sisteminin susuz olarak normal çalışmasının mümkün olmayacağını dile getiren Memik, şunları kaydetti:

”Mide günde 2 bin santimetreküp salgı üretirken tükürük bezi, ince bağırsaklar, pankreas gibi organların her biri bin 500 ve karaciğer de (safra olarak) 500 santimetreküp salgıyı sindirim sistemimize boşaltır. Bu yüksek miktardaki sıvı miktarı bir yandan salgılanırken, diğer yandan tekrar emilip sisteme karışır ve bir kısmı da dışkı ve idrar ile atılır. Bu mükemmel çalışma sayesinde de insan sağlığı dengede tutulabilir.”

Prof. Dr. Memik, ramazanda bol su içilmesinin önemine değinerek, şöyle devam etti:

”İçinde bulunduğumuz ramazan ayında, oruç nedeniyle su dengesinin bozulması kaçınılmazdır. Özellikle sıcak havalarda, ağır işlerde ter kaybeden kişiler susuz kalmamaya çok dikkat etmelidir. Günlük olarak idrarla bin 500, bağırsaklarla 200-250, akciğerlerle de 300 mililitre kadar su kaybederiz. Normalde içmemiz gereken 2 litre suyu, ramazanda daha da artırmak ve 10-12 bardağa çıkarmak gerekir.”

İftarda başlayarak sık aralıklarla su ve sulu yiyecekler, ayran ve komposto gibi yiyeceklerin tüketilmesinin faydalı olduğunu anlatan Prof. Dr. Memik, kahve, çay, kola gibi içeceklerden uzak durulmasını istedi.

-RAMAZANDA KABIZLIK ÖNEMLİ SORUN-

Prof. Dr. Memik, oruç tutarken ortaya çıkan önemli sorunlardan birinin de kabızlık olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

”Ramazanda, vücut sıvı dönüşümü bozulduğundan kabızlık sorunu sık görülür ve birçok insanı hekimin önüne kadar taşır. Hastanelere kabızlık sorunuyla başvurularda artış olur. Kabızlığa bağlı olarak hemoroid (basur) şikayeti olanlarda, ramazanda kanamalar başlayabilir ya da şiddetli karın ağrıları ile oruçlarını bozmak zorunda kalabilirler. Burada çare ilaçlar değil, yenilen gıdaların düzenlenmesi ve yeterli su içilmesidir. Tuzlu ve ağır, kızartmalı yemekler, sucuk, salam sosis gibi tuz içerikli besinlerin yerine, sebze ve meyveden zengin, sulu yemekler seçilmelidir. Yoğurt ve ayran bol alınmalıdır. Et yemekleri kızartma yerine haşlanmış veya fırınlanmış şekilde tüketilmelidir. Daha çok sütlü tatlılar seçilmelidir.”

Ramazanda sık karşılaşılan sorunlardan birinin de daha önce gastrit veya ülseri olan hastanın oruç sırasında karşılaştığı şiddetli mide krampları, bulantı, kusma ve kanamalar olduğunu dile getiren Memik, uzun süren açlık döneminde mide asidinin çok artmasının, bu hastalarda ciddi problemler doğurabildiğini belirtti.

Memik, uzun süren açlıkta, safra kesesinde safranın koyulaşarak çamurlaşması ve taşa dönüşmesinin de gözden kaçırılmaması gerektiğini kaydederek, ”Muayyen bir sindirim problemi olan hastaların mutlaka önce hekimlerine danışarak oruca başlamaları ve önemli bir şikayette yine tıbbi kontrole başvurmaları gerekir” dedi.

Popularity: 1% [?]

Şeker hastalığı tedavisinde yeni umut

08 Eylül 2009 Yazan Tuncay  
Kategori Sağlık

Şeker hastalığı tedavisinde yeni umut
Tip 1 şeker hastalarına uzun süreli pankreas hücresi nakledilebildi.

07.09.2009 15:16

Fransız Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırmalar Enstitüsünden (Inserm) bilim adamları, bazı tip 1 şeker hastalarına uzun süreli olarak pankreas hücresi nakletmeyi başardı.

Ağır hücre reddi tedavisi görmeleri gerekmesine rağmen, hastaların mümkün olduğunca normal bir hayat sürdükleri, hatta bazılarının işlerine döndüğü vurgulandı.

Araştırmacılar, ölmüş kişinin pankreasından aldıkları pankreasa özgü hücrelerin uzun süre yaşaması için bir teknik geliştirdi. Organlarını bağışlayanların özenle seçilmesinin, hücrelerin titizlikle alınmasının ve çok iyi koşullarda saklanmasının ardından bu hücreler genel anestezi yapılan hastalara damardan verildi. 2-3 aylık dönemde 2-3 “nakil” yapıldı. Bu tedaviyi gören hastalar son hücre naklinden sonra ortalama 12 gün ensülin iğnesine ihtiyaç duymadı.

3-6 yıl sonra, 2003′ten bu yana tedavi gören 14 hastadan 11′inde ensülin üreten Langerhans adacıklarının halen var olduğu ve kandaki şeker oranının dengeli olduğu görüldü. Bu hastalardan 8′inin (yüzde 57) ensülin iğnesine ihtiyacı kalmadı.

İlk kez ensülin üreten pankreas hücrelerinin uzun süreli naklinin yapıldığının belirtildiği araştırmada François Pattou ve Marie-Christine Vantyghem’in çalışmaları hücre tedavisinin etkili ve nakledilen hücrelerin başlangıçtaki işlevinin, tedavinin uzun süreli olmasının kilit noktalarından birini teşkil ettiğini gösterdi.

Ancak bu yöntemin uygulanmasının zorluklarının, doku reddinin tedavisinin güçlü olması ve istenmeyen durumların belirlenmesi ya da giderilmesi için sürekli gözlem gerektirmesi, ayrıca organlarını bağışlayanların sayısının az olması olduğu belirtildi. Tedavinin kalıcı olup olmadığı henüz bilinmese de araştırma ağır şeker hastalığının tedavisi için umut olabilir.

“Diabetes Care” dergisinde yayımlanan araştırma, Fransız “Le Figaro” gazetesinin internet sitesinde de yer alıyor.

AA

Popularity: 1% [?]

Kalp hastalıkları kadınlar için hayati tehdit

08 Eylül 2009 Yazan Tuncay  
Kategori Sağlık

Kalp hastalıkları kadınlar için hayati tehdit
Erkeklere özgü olduğu düşünülen kalp hastalıklarının kadınlarda ciddiye alınmaması kalp krizine neden olabiliyor

07.09.2009 14:50

Erkeklere özgü olduğu düşünülen kalp hastalıklarının kadınlarda ciddiye alınmaması tanı konulmasında gecikmelere, dolayısıyla kalp krizine neden olabiliyor. Kalp hastalıklarından ölümlerin son 20 yıldır erkeklerde azalma eğilimine girmesine karşın, benzer gelişmenin kadınlarda yaşanmaması durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Kadınlarda kalp hastalığı tehdidini, alınabilecek önlemleri Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ayşegül Zor ve Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sertaç Çiçek ile konuştuk.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kardiyovasküler hastalıklar ölüm nedenleri arasında ilk sırayı alıyor. ABD’de yapılan bir ankette kadınlara “kendiniz için sağlıkta en büyük risk faktörü olarak neyi görüyorsunuz” sorusuna verilen cevaplarda meme kanseri birinci, rahim ve genital organ kanserleri ikinci, kalp damar hastalıkları da üçüncü sırada yer aldı. Oysa yaklaşık olarak her 30 kadından birisi  meme kanseri nedeniyle yaşamını yitiriyor. Her 2.5 kadından birisi ise kalp damar hastalıkları nedeniyle kaybediliyor.

Amerikan istatistiklerine göre her yıl yaklaşık 500 bin kadın kalp krizi geçiriyor ve 250 bin kadın koroner arter hastalığı nedeniyle hayatını kaybediyor. Türk Kardiyoloji Derneği’nin verilerine göre koroner hastalığı nedeniyle ölümler 45-75 yaş arasında erkeklerde binde 8, kadınlarda binde 4.3 oranında gerçekleşiyor. Kardiyovasküler hastalıklara bağlı mortalite son 20 yıldır erkeklerde azalırken, benzer gelişme kadınlarda görülmüyor.

 Kalp hastalıkları, kadınlarda kaç yaşından itibaren daha çok görülmeye başlıyor?

Koroner arter hastalığı semptomları kadınlarda erkeklere oranla 10 yıl gecikmeli olarak özellikle menopozdan 5- 6 yıl sonra görülmeye başlıyor. Erkeklerde ise daha erken,  40’lı yaşlardan itibaren görülüyor.

 Koroner arter hastalığı tanı yöntemlerinde kadın ve erkek arasında ne tür farklılıklar var?

En sık kullandığımız yöntemlerden biri  olan egzersiz testinde hastanın efor kapasitesini, egzersize olan tansiyon cevabını görebiliyoruz. Standart egzersiz testinin kadınlarda koroner arter hastalığı açısından duyarlılığının ve özgüllüğünün daha düşük olduğu biliniyor. Bugüne kadar yapılmış birçok çalışma kadınlarda yüksek yalancı pozitiflik oranı ortaya koyuyor. Bir kadın hasta pozitif efor testi ile direkt anjiyografiye gönderildiği zaman bu hastanın koroner arterlerinin normal çıkma olasılığı, erkeklere göre çok daha yüksek. Bunun önemli nedenleri arasında 70 yaşın altındaki kadınlarda koroner arter hastalığı yaygınlığının düşük olması, kadınlara özel otonomik değişiklikler ve hormonların EKG üzerindeki etkileri sayılabilir.

 Koroner anjiyografi erkeklere oranla kadınlara ne sıklıkta uygulanıyor?

Bu testlerin sonucunda sorun bulursak, kadın ya da erkek hastaları koroner anjiyografiye yönlendiriyoruz. Kadınların anjiyo olma olasılıkları erkeklere göre daha düşük. Anjiyografiye yönlendirilen kadınlar, genelde hastalığın ileri evrelerinde bulunuyorlar. Çünkü kadınlar genel olarak geç dönemde bize başvuruyorlar. Anjiyografi yapıldıktan sonra perkütan girişim ve bypass sıklığı ise her iki cinsiyette de benzer.  Anatomi ve hastalığın durumu belirlendikten sonra seçimler cinsiyete göre değil,  hastalığın durumu ve anatomiye göre belirleniyor.

 Ameliyat olan ya da stent takılan bir kadının iyileşme süresi erkeklerden farklı olabiliyor mu?

Kadınlarda bypass, stent gibi işlemlerden sonra ağrılar devam edebiliyor. İlaç almalarını gerektiren göğüs ağrıları, ameliyat başarılı geçse de devam edebiliyor. Bu durumun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte damar yapısının iyi olmadığı ve koroner kan akım rezervinin düşük olduğu durumlarda görülebiliyor. Koroner akımı bozan nedenler arasında ileri yaş, hipertansiyon ve diyabet yer alıyor. Ayrıca hormonal nedenler de bulunuyor. Yapılan çalışmalar kadınlarda ve erkeklerde uzun dönemli damar açıklığının ve sağ kalım süresinin benzer olduğunu gösteriyor.

 Obezite, kadınlarda kalp hastalıklarının artmasında etkili oluyor mu?

Kadınlarda kardiyovasküler hastalıklar koroner arter hastalığı, hipertansiyon, inme, konjestif kalp yetersizliğini kapsıyor. Tüm bu hastalıklar kadınlarda 55 yaş üzerinde artmaya başlıyor. Araştırmalar dünyada ve Türkiye’de obezite ve diyabetin erken yaşlardan itibaren artmaya başladığını gösteriyor. Obezite ise kadınlar için erkeklere göre daha ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Obezite, görülme sıklığı 45- 65 yaş arasında en yüksek seviyeye çıkıyor. Obezite ile birlikte hipertansiyon, diyabet, kalp ve damar hastalıkları görülme riski de artırıyor.

Belirtileri önemseyin
Kadınlar ve erkekler arasındaki en önemli farklardan biri hastalığın belirtileri oluyor. Koroner arter hastalığı olan kadınlar ve erkekler benzer şekilde göğüs ağrısı şikayetiyle hekime başvuruyorlar. Kadınlarda erkeklerden farklı olarak nefes darlığı, bulantı, terleme, yorgunluk, hazımsızlık, bayılma gibi şikayetler de görülebiliyor. Bu belirtiler kalp dışında başka hastalık arayışına yol açtığından tanı gecikebiliyor. Kalp krizi geçiren kadınlar bile acile çok geç başvurabiliyorlar.

 Kalp hastası olan bir kadın doğum yapabilir mi?

Gebelik ve kalp hastalıkları birbiriyle yakın ilişkilidir. Kalp hastalıkları genelde gebeliği engellemez; ancak hem anne hem de bebek için risk oluşturabilir ve  özel bir yaklaşım gerektirir. Gebelik esnasında artan metabolizma hızını karşılamak için kalbin üzerindeki yük artar. Bu nedenle daha önce farkına varılmamış veya sınırda seyreden bir kalp hastalığı gebelikte ortaya çıkabilir.  Kalpteki hastalığın ciddiyetine ve derecesine göre gebelik izlenebiliyor. Fakat bazı kalp hastalıkları var ki, onların gebe kalmasını istemiyoruz. Çünkü ciddi boyutlarda yaşamı tehdit edebilecek sorunlar ortaya çıkabiliyor. Özellikle belli kapak hastalıklarında gebeliğin izlenilmesine izin verebiliyoruz.

 Doğumsal kalp hastalıkları anneden bebeğine geçer mi?

Annede doğumsal kalp hastalığı varsa, bebeklerinde aynı veya benzer  problemlerin oluşma olasılığı, olmayanlardan daha fazladır. Ancak tedavi edilmiş doğumsal kalp hastalıklı annelerin tıbbi kontrol altında gebe kalabileceklerini belirtmek gerekiyor. Bu durumdaki annelerin gebelik esnasında fetal ekokardiyografi yöntemi kullanılarak, bebeklerinin kalbinde herhangi bir problem olup olmadığını belirlemek ve buna yönelik planlama ve tedavi yapmak mümkün.

Popularity: 1% [?]

Bel kayması ve boyun düzleşmesi nedir?

07 Eylül 2009 Yazan Tuncay  
Kategori Sağlık

Bel kayması ve boyun düzleşmesi nedir?

Radyo 7′de Eda Çelebi’nin konuğu olan Opr. Doktor Onur Kulaksızoğlu bel kayması ve boyun düzleşmesi hakkında bilgiler verdi.
Bel kayması ve boyun düzleşmesi nedir?
07 09 2009 15:25
YÜZÜKOYUN YATMAK BOYUN DÜZLEŞMESİNİ TETİKLİYOR
İstanbul’da 104. 6 Frekansıyla yayın yapan Radyo 7’nin programcılarından Eda Çelebi’nin hazırlayıp sunduğu Eda’yla Gün Ortası programının bugünkü konuğu Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Opr. Doktor Onur Kulaksızoğlu oldu. Bel kayması ve boyun düzleşmesi hakkında bilgi veren Kulaksızoğlu, hastalara önerilerde bulundu.
EDA: Bel kayması nedir?
Onur KULAKSIZOĞLU: Omuriliğin diziliminde bir bozuklukla ortaya çıkar. Boyunda olursa boyun, sırtta olursa sırt, belde olursa bel kayması olarak adlandırılır. Çok nadir de olsa doğumun tetiklediği bel kayması, aralarında en sık görülen çeşittir. Standart açık bel ameliyatı ya da travma geçiren kişilerde de rastlanabilen bir hastalıktır. Yaşlılığa bağlı olarakta kendini gösterebilir. Yaşlılıkta ortaya çıkmasının en büyük sebebi yıllarca kişilerin fark etmeden bellerinde oluşturdukları hafif ve önemsenmeyen ağrıların şiddetlenmesidir.
EDA: Bel kayması her yaş gurubundan kişilerde görülür mü? Belirtileri nelerdir?
Onur KULAKSIZOĞLU: Bel kayması her yaş gurubunda görülebiliyor. Doğuştan bu hastalığa sahip olan hastalarımız varken, çok sık doğum yaptığı için bu hastalıkla tanışan hastalarda var ve sayıları oldukça fazla. Belirtileri bel fıtığıyla karışabiliyor. Bel kaymasında en belirgin özellikler; kişi kısa süre de olsa ayakta durduğunda belinde iğne batıyormuşçasına bir sancı vardır, eğilip doğrulmakta güçlük çekiyor, yataktan kalkarken zorlanıyordur, idrar kaçırmalar başlamış ve ayakta kalındığında cam batar gibi bir sancı hissediliyordur. Bel kaymalarında 4 çeşit vardır. Söylediğimiz belirtiler ilk aşamada gerçekleşir. 4. çeşide gelindiğinde hastada felç kalma tehlikesi, erkeklerde erkeklik işlev bozukluğu ve artarak devam eden idrar kaçırmalara kadar hastalık ilerlemiştir.
EDA: Hangi durumda ameliyat edilir?
Onur KULAKSIZOĞLU: İlk aşamada bacaklara, dizlere vuran ağrı yoksa, arada bir kendini hissettiren ağrılardan ibaretse ameliyat gerekmez.
EDA: Tedavinin ilk aşaması fizik tedavi midir?
Onur KULAKSIZOĞLU: Evet. Zaten omurgayı ayakta tutan 3 şey vardır. Omur kemikleri, kaslar ve eklemler. Bu üçünün dengede olmaması halinde sıkıntılar başlar. Oldu ki bel kayması oldu…O aşamada kaslar ve eklemler güçlendirilmeli. Bunda da yapılacak en iyi tedavi yüzmektir. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede pek zor bir tedavi yöntemi olmasa gerek…
EDA: Doğuştan omurilik problemi olan kişilerde tedavi şekli nasıldır? Tam anlamıyla iyileşmek mümkün müdür?
Onur KULAKSIZOĞLU: Bu tür hastalarda uyguladığımız temel tedavi sinirleri rahat tutmak, omurganın dizilim bozukluğunu engellemek. Tam anlamıyla iyileşmek elbette mümkün. Bu aşamada sanırım yüzmenin ve korsenin önemini tekrar etmem gerekecek.
EDA: Kemik ağrıları için de çocuk yaşta yüzmeyi öneriyor musunuz?
Onur KULAKSIZOĞLU: Kesinlikle öneririm. Bu sadece yüzme sporuyla ilgili değil. Diğer spor alanlarına da çocuğu yöneltmek çok önemli. Yüzme sporuna da 3 yaşından sonra başlanır. Bu yaş sınırının olmasının sebebi ise çocukların o yaşlarda tuvalet ihtiyaçlarını giderebilecek duruma gelmeleri.
EDA: Ameliyat sonrasında felç kalma durumu oluyor mu?
Onur KULAKSIZOĞLU: Ameliyat sonrasını bırakın ameliyat sırasında bile olabilir bir durumdur. O yüzden bu tür tedavi ve ameliyatlar vida platin takma operasyonları için hastalarımıza gerçekten bu işin ehli ve güvenebilecekleri uzmanları öneririm. Çünkü riskli ve kötü sonuçlanması durumunda insanın hayatını tamamiyle değiştirebilecek bir hastalıktır. Doğru hastalığa doğru bir ameliyatla gerçekleştirildiği zaman ise tamamıyla iyileşilebilir.
EDA: Yatarken ağrılar yüzünden tek taraflı yatmak zorunda kalan, iki kürek kemiği arasında ağrılar bulunan hastalara neler öğreniyorsunuz?
Onur KULAKSIZOĞLU: Bu gibi rahatsızlık yaşayan kişilerde omurilik problemi vardır. Hastanın hikâyesini; yani ağrılarının ne zaman ve hangi sıklıkla olduğu, hangi durumlarda ortaya çıktığı, nelerin iyi gelip nelerin tetiklediğini öğrenmek tedavi için en önemli aşamadır. Bu bilgiler doğrultusunda çekilecek bir emarla da tanı koyulduğunda en önemli adım atılmış olur. İki kürek kemiği arasında ki ağrıda ise boyun fıtığı olabilir. Detaylı bir muayene sonucu teşhiste bulunmak daha doğru olur.
EDA: Boyun düzleşmesi neden olur? Oluşmaması için ne yapılmalı?
Onur KULAKSIZOĞLU: Her şeyden önce boyun düzleşmesi bir hastalık değildir bu bilinmeli. Boyun düzleşmesi sadece hastalık belirtisidir ve kişiler bu rahatsızlığı gün içerisinde yaptıkları hareketlerle, bilgisayar başında boyunlarını sürekli bir yere sabit tutarken ya da yemek yaparken tetiklemiş olurlar. Dikkat edilmezse ilerleyen aşamalarda boyun fıtığına da dönüşebilir. Boyun kaslarının yapısı C şeklindedir. Bel kısmında ters C olarak kavis yapar. Bu kavis kaslar tarafından kasılır ve herhangi bir şekilde omurilik kendini sürekli bir tehdide karşı kasarak cevap verirse boyunda düzleşme görülür. Boyun düzleşmesi aslında kaslarla ilgili bir cevaptır ancak omurgaya binen yükün dağılımını değiştirdiği için boyun fıtığına sebep olabilir. Kişilerin yanlış yaptığı hareketlerden kaynaklandığını unutmamak gerekir.
EDA: Boyun düzleşmesi için ilaçlar yeterli midir?
Onur KULAKSIZOĞLU: Bu hastalığın esas sebebi insandır ve ancak kişi kendisi düzeltebilir. Sessiz ilerleyen bir hastalık olduğu için ilaçlar yeterli değildir. Kişiler öncelikle kendileri boyunlarına dikkat etmeli. Televizyon karşısında ya da koltukta uyuyakalmak, uzun seyahatlerde boynun aniden düşmesi, masa başında klavye de yazı yazarken ya da yemek yaparken boynun eğri pozisyonda durması boyun düzleşmesine sebep olacaktır. İlaç kullanılıp bunlara dikkat edilmiyorsa maalesef iyileşme süreci uzayacaktır. Bu konuda boyun sporunu ve boyun destekli yastık kullanmalarını önerebilirim.
EDA: Yastık kullanmadan yatanlar için tehlike var mı?
Onur KULAKSIZOĞLU: Yüksek yastık kullanmaktansa yastıksız yatmak daha az tehlike oluşturur. Bu durum hasta bir kalp ya da reflü hastasıysa tabi ki değişir çünkü onlar yüksek yastıkta yatmak durumundadırlar. En zararlı yatış pozisyonu omurganın dizilimini en çok tehlikeye atan yüzükoyun yatıştır. Böyle yatanlarda mutlaka problem çıkacaktır.
EDA: Bel kaymasında vida platin kullanılır mı?
Onur KULAKSIZOĞLU: Evet bel kayması olan hastalara mutlaka vida platin takılıp sabitlenilmelidir.
EDA: Boyun düzleşmesinde tedavi şekli nasıldır?
Onur KULAKSIZOĞLU: Düzleşmede omurgada ki dizilim ters yönde işler. Kaslar spazm olarak çeker bunun sonucunda hastaya eziyet verir. Tam olarak hastalık gözüyle bakılmaz ancak kişilerin yaşam kalitelerini düşürdüğü için önemli bir sorundur. % 100 tedavi edilebilir bir hastalık değildir. Hastanın yapacağı egzersizlerle ve kendine dikkat etmesiyle ancak hafifleyebilir. Eğer dikkat edilmezse boyun fıtığı ile sonuçlanır.
EDA: Boyun, parmak, bel çıtlatmak zararlı mıdır?
Onur KULAKSIZOĞLU: Eklem sıvısı ve eklemin içinde bulunan havanın yer değiştirmesinden çıkan seslerdir. Eklemin dokusunu zedeleyeceği için çok fazla yapmak zararlıdır. İlerleyen dönemlerde kireçlenmeye sebep olur.
EDA: Son olarak okuyucularımıza neler önerirsiniz?
Onur KULAKSIZOĞLU: Son olarak rahatsız olan kişiler beyin cerrahından korkmamalılar. Yarım kalmak diye bir şey tabi ki söz konusu değil. Korkmaları gereken tek şey geç kalmak olmalı. Ameliyat olmaları gereken bir durum varsa doğru ve güvenilir bir yerde olmalılar.
Sağlıklı beslenmeden diyete,  şifalı bitkilerin gizemli dünyasından hayatı yaşanılır kılan pratik bilgilere ve yemek tariflerinden çocuk gelişimine pek çok konu Eda’yla Gün Ortası’nda.
Alanında uzman konuklarıyla Eda’yla Gün Ortası Salı,  Çarşamba ve Perşembe günleri saat 12.00′ de Radyo 7′de. . .

(Haber 7)

Popularity: 1% [?]

Kahvenin faydaları ve zararları

07 Eylül 2009 Yazan Tuncay  
Kategori Sağlık

Kahvenin içenler üzerinde alışkanlık yaptığı, araştırmalarla kanıtlandı. Amerika’da yapılan yeni bir araştırmanın sonucuna göre ise; bir bardak kahve baş ağrısına, karaciğere ve mide rahatsızlıklarına karşı faydalı oluyor. Daily Mail gazetesinde çıkan haberde, kahvenin zararları ve faydaları anlatılıyor. İşte kahvenin zararları ve faydaları.. Devamını oku

Popularity: 1% [?]

tik nedir?belirtileri ve tedavisi

07 Eylül 2009 Yazan Tuncay  
Kategori Sağlık

Tikler ani ortaya çıkan, tekrarlayan ve ritmik olmayan sesler ve davranışlardır.
Tiklerin sıklığı ve şiddeti zaman zaman kişinin kendi istemi ile, istirahat halinde veya konsantrasyonla azalabilir veya kaybolabilir veya stresle artabilir. Bazı hastalarda uykuda tikler kaybolabilir. Bazı hastalar birkaç dakikadan birkaç saate kadar değişebilen sürelerde tiklerini kontrol altında tutabilir, bu nedenle muayene sırasında tikler Devamını oku

Popularity: 1% [?]


Copy Protected by Chetan's WP-CopyProtect.